SEARCH

Küba Tarihi Küba Ekonomisinde Canlanma

Küba Tarihi Küba Ekonomisinde Canlanma

Küba’nın yeni kavuştuğu zenginlik neden her Kübalıya yaramasındı?

I.Dünya Savaşı nasıl Küba’ya sonsuz imkanlar sundu?

Ve Küba’nın gerçekten özgür kalması için neden askeri bir diktatör gerekti?

Küba tarihinin sırasıyla okumak için;

Küba Tarihi – Kölelik

Küba Tarihi – Küba Ekonomisinde Canlanma

Küba Tarihi – Amerika’nın Oyun Bahçesi

Küba Tarihi – Küba Devrimi

400 yıl boyunca İspanya’nın Amerika’yı sömürgeleştirmesinin anahtarı Küba’ydı. Diğer koloniler bağımsızlaştığında bile Küba, İspanya’ya sadık kaldı. Uzun bağımsızlık savaşı en nihayetinde 1868’de koptu. İspanya adayı elinde tutmak için yüz binlerce asker yolladı.  1898’de ABD savaşla müdahale etmek zorunda kaldı. İspanya savaşın sonunda yenildi ve askerlerini geri çekti. Amerika’nın gayesi ise  eski koloni ülkesini kendi eyaletlerine dönüştürmekti. İspanyol vergilerinin kalkması ve Amerikan yatırımlarının etkisiyle adanın ekonomisi canlandı.

İspanya ile savaşın bitmesinin ardından Amerika birlikleri Küba’yı işgal etti. ABD başkanı Theodore Roosevelt’in Küba’da hükümet oluşması için seçimlere izin vermesi için 3 yıl geçmesi gerekti. Küba başkanlığı için tek aday Tomas Estrada Palma’ydı. Adaya demokrasi getirmek ona kalmıştı. Çünkü Küba daha önce hiç hükümet seçmemişti. Hükümeti 20 Mayıs 1902’de göreve başladı. Ve bu bugün bile Küba halkının zihninde ve hayal gücünde yer etmiştir.

Bu dönemde Platt yasası yapıldı. Yasa ABD’ye gerekli gördüğü takdirde Küba’ya müdahale etme hakkı tanıdığı gibi aynı zamanda ABD’nin Küba’da askeri üs  (havana guantanamo körfezi donanma üssü)  kurmasına olanak sağladı.

Bu üslerden biri 1903’te Guantanamo Körfezinde kuruldu. ABD dışındaki en büyük Amerikan donanma üssü olan Guantanamo, Karayipler’in kontolü için hayati önem taşıyordu. Ancak Küba’ya müdahale hakkıyla birleştirildiğinde bağımsızlığını yeni kazanmış adanın pek bağımsız olmadığı anlamına geliyordu.

Bağımsızlıktan sonra Küba’nın en büyük hazinesi şeker kamışıydı. Küba’nın iklimi ve toprağı mükemmeldi. Köylülerden şeker baronlarına kadar pek çok kişi geçimini şeker kamışından sağlıyordu. Şeker, Küba’nın ihracatının %80’ini oluşturuyor ve üretimin çoğu ABD’ye gidiyordu.

Küba ve ABD arasındaki anlaşmanın parçası olarak ABD şeker ihtiyacının hepsini Küba’dan alacaktı. Bunun için kota belirlemişti. Ve böylelikle Küba Amerika’ya ihtiyacı olan şekeri temin etmeye başladı. Bu aslında Kübalıların gelecek güvencesi oldu. Kübalılar da şeker kamışına o kadar güvendikleri ve ABD’e sattıkları için ülkelerindeki alternatif ürünleri ihmal edip hiç ilgilenmediler.

Fakat yıllık şeker üretimi Amerika’ya yetmez olmuştu. Yıllık belirlenen kota ABD’e bir ay bile yetmez oldu. Şeker basit bir yiyecekten çok daha fazlasıydı. ABD’nin kimya ve ecza sanayilerine büyük miktarda şeker gerekiyordu.

İspanya’ya karşı verilen bağımsızlık savaşı yarım milyon erkeğin hayatına mal olmuştu. Böylece savaştan sonra ciddi bir işgücü açığı doğdu. Küba’nın yılda iki kere yapılan hasatlarda kamışları kesecek yüz binlerce insana ihtiyacı vardı. Tarlalarda çalışan biri bütün yıl yetecek kadar para kazanabilirdi. Çekici bir teklifti. Ve böylece Küba göçmenlerin Mekke’si oldu. 40-50 yılda 120.000 Çin’li işçiyi aldılar.

Küba’nın işçilere yaptığı çağrı eski anavatandan da duyulmuştu. 1902’den itibaren on binlerce işsiz İspanyol ve hazine avcısı Karayipler’de şanslarını denediler. İspanya’nın Coruna, Cadiz ve Barselona gibi limanlarına üşüşüp Küba’ya yelken açıyorlardı. Çoğunun buraya seyahati ilk değildi. İşgalci askerler olarak İspanya adına savaşmışlardı. Ve şimdi ekonomik göçmenler olarak dönüyorlardı. Onlardan biri de Galiçyalı bir köylüydü.

Angel Castro

Lancara, İspanya 1875 doğumlu, Fidel ve Raul Castro’nın babasıdır.

Angel Castro İspanyol askeriydi. Küba’ya İspanya adına savaşmaya gelmişti. İspanya’da askeri çağrı piyango sistemiyle yapılırdı. Bir isim listesi vardı ve her 50.kişi Küba’ya karşı savaşmaya mecburdu. Ülkesine karşı görevi yükümlülüğüydü. Savaşın sonunda evine yani İspanya’ya dönen Angel nişanlısının başkasına aşık olduğunu öğrenince burada kalmak yerine Küba’ya dönmeye karar verdi.

Angel Castro, Küba’nın doğusuna yerleşti. Ve işçi olarak hayatını kazanmaya başladı. Şeker kamışı tarlalarında ve madenlerde çalışıyordu. Biriktirebildiğini biriktirdi, piyangodan para bile kazandı. Hayali bir ev satın alabilmekti. Pek çokları gibi onun için de Küba özgür olma fırsatıydı. Ama onların da Küba’nın da özgürlüğü Amerika’nın iyi niyetine kalmıştı.

Bu Küba’daki huzursuzlukları arttırdı özellikle de başkent Havana’da. 6 Ekim 1906 Çağdaş arşiv kayıtlarında binlerce Amerikan askerinin hiçbir uyarı olmaksızın Küba’yı işgal ettiği görülüyor. Adanın ordusu yoktu ve savaşmadan teslim oldu. Küba’nın seçilmiş hükümeti görevden alındı. ABD’nin bu yaptığı tamamen yasaldı. Platt yasasının garantilediği Küba’ya müdahale hakkını kullanmışlardı. Küba’nın anayasası yazılırken bu yasa tasarısı ateşli tartışmalara yol açmıştı. Ve şimdi Küba’nın ilk işgali pek çok Kübalının endişelerini doğruluyordu. Ülkeleri gerçekten özgür değildi.

ABD işgalinden sonra Küba’da iç çatışmalar, ayaklanmalar baş gösterdi.  İnsanlar seçimde yolsuzluktan bahsediyordu. Ve Küba Başkanı Estrada Palma baskı altındaydı. Ama ordu olmadığından halkı kontrol altına alamıyordu. Küba’nın işgali başladıktan sonra Estrada Palma çekilmeye zorlandı. Onun  çekilmesiyle ABD bir vali atadı. Vali seçim sözü verdi. Ama o zamana dek Küba yeniden Amerika’nın ellerindeydi.

Ordunun oluşmasıyla birlikte bir sürü yeni Amerikalı yatırımcı da Küba’ya gelmişti. Adanın ekonomik patlamasından paylarını almak istiyorlardı. Amerikan askeri valisi de onları destekliyordu. Tren yolları, bazı limanlar ve şeker sanayinin büyük bölümü de  Amerikan kontrolüne girdi. Amerikalılar, Küba’nın çoğu İspanyol kökenli doktor ve subaylardan oluşan elit kesimini kontrol ediyordu. Ve adayı yönetmek için onlara güveniyorlardı. Çoğu yoksul Kübalı bağımsızlık savaşından ne kazandıklarını sorguluyordu.

İspanyol göçmeni Angel Castro Küba’nın doğusunda çoğu Amerikan şirketinin olduğu yerde yaşıyordu. Bu şirketlerden en büyükleri United Fruit’di. Şirket 1899’da kurulmuş ve aynı yıl Küba’ya gelmişti kendisi. Angel Castro bu şirkette çalışmaya başladı ve işlerini büyüttü. Angel  Castro yoksul göçmenlerden saygın bir iş adamına dönüşmüştü. Bağlantıları sayesinde şirket yöneticisinin kızıyla tanıştı.

Küba, ABD’nin 1 numaralı şeker tedarikçisiydi. Ancak dünya pazarı şekeri şeker pancarından elde eden Rusya ile Alman İmparatorluğunun kontrolündeydi. Ama bu durum 1.Dünya Savaşı’nın çıktığı 1914 yılında değişti. Savaş cephelerle sınırlı değildi. Savaş gemileri ve ablukalar deniz ticaretini yok ediyordu. Şeker pancarı ticareti çöktü. Küba için baş rakiplerinin elenmesi eşsiz bir fırsattı. Ada dünya pazar lideri olmak için elverişli konumdaydı.

Küba Fırsatlar Ülkesi

Savaş sırasında yarım kilo şekerin fiyatı 3 sentten 22 sente yükseldi. Amerikalı yatırımcılardan İspanyol çiftlik yöneticilerine ve hatta yoksul Kübalı küylülere kadar adadaki herkes Avrupa’daki savaştan kar etmişti. Ama başarının bir bedeli vardı. Ormanlar ve kahve çiftlikleri şeker kamışına yer açmak için feda edilmişti. Küba tek ürünlü bir ülkeye dönüştü. Bu dönem Küba’da Şişman İnekler Zamanı olarak bilinir.

Fahiş şeker fiyatları dünya çağında rekabeti canlandırdı. Java, Filipinler, Hindistan, Porto Riko, Brezilya hepsi pay kapma derdindeydi. Durum 1918’de Birinci Dünya Savaşı sona erince iyice kızıştı. Eskiden kapalı olan ticaret yolları açıldı. Ve dünya pazarı şekerle doldu. Fiyatlar düştü. Ve Küba sadece şeker üretmenin sonuçlarıyla yüzleşmek zorundaydı. Adada satabileceğini umduğundan çok daha fazla şeker vardı. Ve böylelikle Cılız İnek dönemine girildi.

Krizin başlıca kurbanları şeker kamışı kesicileriydi. On binlercesi Afrikalı kölelerin soyundan geliyordu. Ve birden işsiz kalmışlardı. Hükümetten yardım alma ümitleri yoktu. Çoğu işsiz Kübalı adanın ordusuna katıldı. Onlar için mevcut tek iş oydu. Ama yaşam koşulları pek iyileşmemişti. Neredeyse hepsi beyaz ve İspanyol kökenli subayların yönetiminde acı çekiyorlardı.

Küba ekonomisine hakim olan Amerikan şirketleri bu Kübalıların krize rağmen rahat hayatlar sürmelerini sağlayacak kadar para akıtıyorlardı. Bu Amerikalı iş adamlarıyla İspanyol kökenli Kübalı ortaklarının adanın ve ekonomisinin kontrolünü kaybetmemelerini sağladı.

1920’lerde Küba hala ABD’ye bağımlıydı. Ama aksi artık geçerli değildi. Birinci dünya savaşı bittiğinden beri ABD şekeri başka yerlerden alabiliyordu. Amerika’nın artık en büyük korkusu artan komünizm tehlikesiydi.

Komünizm

İşsizlik oranı özellikle küba’nın doğusunda Angel Castro’nun yaşadığı yerde çok yükseldi. İşgalci askerden yoksul ekonomik mülteciye sonra da toprak ağasına dönüşmüştü.

Angel Castro’nun karısı Mari’nın 5 çocuğu oldu. Ama 1920’ler geldiğinde çift ayrılmıştı. 1922’den beri Angel’in aşçısı Lina ile ilişkisi vardı. 1923’te bir kızları oldu. Onu 3 oğul izledi : Ramon, Fidel ve Raul. Henüz aile soyadını taşımıyorlardı ve aile evine gitmeleri yasaktı. Bunun yerine babalarının yoksul işçilerin çocuklarıyla büyüdüler.

O dönemde evli olup gayrimeşru çocuk yapmak büyük bir sorundu. Boşanmaya iyi gözle bakılmazdı. Yasal olarak da zordu. Bu yüzden karısı ve ailesiyle kaldı. Ama efendinin malikanesinin birkaç yüz metre ötesindeki bir kulübede yaşayan oğlu Fidel’i de yetiştirdi. Fidel yıllarca babasını sadece yaşadığı toprakların ona ayıracak zamanı olmayan sahibi olarak bildi. Yıllarca babası tarafından tanınmadı. Fidel çok uzun süre gayriresmi kaldı.

Küba’daki şeker krizi 1.dünya savaşının 1918’de bitmesiyle başladı ve yıllarca devam etti. Kübalılar savaş öncesinde astronomik fiyatların geçmişte kaldığını anladı. Küba’nın şekere bağımlı olmayan yeni bir geleceğe doğru yol alması gerekiyordu.

1924’te Küba başkanlık seçimlerine hazırlanıyordu. Bir adam Küba’nın kurtarıcısı olarak öne çıktı.

Gerardo Machado

Machado bağımsızlık için savaşmış bir savaş kahramanıydı. 3 yaşında İspanyolların savaş esiri olmuştu. General rütbesine yükselen en genç Kübalıdır. Machado Küba’yı şekerin ve ABD’nin hükmünden kurtaracağına söz verdi. 1924 yılında yapılan seçimde galip gelen Machado’nun ilk ve en hızlı projesi  ABD şirketlerinin sahip olduğu tren yollarına bir alternatif yaratmak Küba’da bir uçtan diğerine otoyollar yapmak ve uzak şehirleri başkent Havana ile birleştirmekti. Yollardan sonra parlamento binasını yaptırdı ve bunu başka meşhur yapılar izledi. Ama bu paraların hepsi ABD bankalarından gelmekteydi.

Onun liderliğinde Küba’nın ekonomisi toparlandı. Ada Karayipler’deki kalkınmaya örnek oldu. Küba’ya Amerika kıtasındaki en modern telefon ağı yapılmıştı. Ve her şehre düşen radyo istasyonu sayısı tüm ülkelerden fazlaydı. Ancak Machado’nın başarısının doruğunda yeni bir kriz Küba’yı bekliyordu. 24 Ekim 1929’da Amerikan borsası çöktü. Bu büyük bunalımın başlangıcıydı.

1932 yılının ekim ayında Büyük Bunalım’ın başlangıcından günü gününe 3 yıl sonra tarihinin en kötü kasırgası Küba’yı vurdu. Başkan Machado yeniden inşa etme çabalarını bizzat denetledi. Ciddi hasar almış yerlere yardım gönderdi. Ve bir kere daha kendini Küba’nın kurtarıcısı olarak resmetti. Ama insanların başkanlarına güvenleri kalmamıştı.

1920’lerde Machado’nun inşa patlamasını finanse eden  Amerikan bankaları şimdi paralarını geri istiyordu. Machado borçları ödemek için bütçe kesintileri yaptı. Binlerce memuru işten attı. Onlar da protesto etmek için sokaklara döküldüler. İşlerini kaybetmekten korkan binlerce başka Kübalı da onlara katıldı. Küba’da yine başka bir isyanın başlangıcıydı. Ama 1906 Estrada Palma döneminin aksine Machado’nun elinin altında ordu ve güçlü polis kuvvetleri vardı. Machado’nun polis kuvvetleri gösteriler sırasında bir öğrenci liderini öldürdü. Ölümü bir fitili ateşledi. Havanadaki üniversite öğrencileri katıldı. Ve onları Küba’nın seçkinleri izledi. Machado’yu diktatör olmakla suçladılar ve rejime “tropikal faşizm” dediler.

Tam da bu dönemde 1933’te Angel Castro asi oğlu Fidel Castro’yu bir öğretmenle yaşaması için doğu Küba’nın en büyük şehri olan Santiago’ya yollamıştı. Yaşlı Castro bunun henüz 6 yaşındaki oğlu için iyi bir eğitimi garantileyeceğini umuyordu.

1933 yazında Havana sokaklarında Machado karşıtı gösterile devam ediyordu. Miami’de sürgünde olan Kübalılar da isyanları destekliyorlardı. Onlardan biri de Profesör Grau’ydu. Ayaklanmaları bastırmak için başkan Machado sıkıyönetim ilan etti. Rejim karşıtları tutuklandı ve askeri mahkemelerde yargılandı. Davaların tutanakları çavuş Fulgencio Batista tarafından tutuldu.

Batista

1901 Banes,Küba doğumlu, çavuş ve makheme zabıt katibi

Machado bu olayların üzerine ABD’e sığındı ama ABD onu destekleme ve kendisi ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. 1933 yılında Batista insanları ayaklanmaya çağırdı.

Batista kendini silahlı kuvvetlerin başkanı ilan etti. Ve Küba’daki yeni güç dağılımında önemli bir konuma geldi. Batista ayrıca sürgündeki Grau’yu Miami’deki sürgünden geri çağırdı. Ve onu başkan olarak atadı. Tüm subaylar sakince teslim olmadılar. 400 tanesi Havanadaki hotel Nacionel’e sığındı. Batista’nın askerleri ateş açtığında Amerikalı televizyoncular oradaydı. Çarpışma 2 gün sürdü. Oteldeki subayların cephanesi kalmadığından bitti. Bu zaferle birlikte Batista tüm muhalifleri bir hamleyle yok etmişti. Başkan Grau işle birlikte Küba’yı parlak bir geleceğe taşımak istiyordu.

Grau ve Batista büyük bir reform programı başlattılar. Küba’yı dünyadaki en modern demokrasiye dönüştürmek istiyorlardı. 100 günde büyük reformlar gerçekleştirdiler. Kadınlara oy hakkı, işçi hakları, iş gününün 8 saate inmesi vs

Reformların kalbinde işçilere daha büyük haklar tanımak yatıyordu. Bu Küba ekonomisine hakim olan Amerikan şirketleri için büyük bir endişeydi. Küba’da komünizmi görmekten korkan ABD hükümeti için de sorundu. ABD’yi komünizm getirmekle tehdit etmişti.

Batista askerlerine Hotel Nacional’e ateş açmalarını emrettiğinde Amerika müdahale etmedi. Ama Başkan Grau yeni çalışma yasaları çıkardığında büyükelçilikleriyle Batista’ya ültimatom yolladılar.

Batista taraf değiştirdi ve devrimci yoldaşı Grau’yu feda etti, istifaya zorladı. Çoğu reformu iptal etti ve yeni bir başkan atadı. Sonra bir başkasını ve bir başkasını. Havana’da da Washington’da olduğu gibi kimsenin Küba’daki gösteriyi kimin yönettiğinden şüphesi yoktu :  Batista

Batista’nın ordusu Küba’da düzeni sağlıyordu. ABD’nin Küba’da komünizmi görme korkusu yatıştı. Çoğu Kübalı için de Batista rejimi öncesindeki devrim karmaşasından iyiydi.

Abd hükümeti Batista’ya güveniyordu. Ancak o Küba halkına söz verdiği reformları da yapmaya devam etti. Batista sonraki yıllarda birer birer reformların çoğunu geri getirdi. Örneğin işçi hakları, kadınlara oy hakkı, sekiz saatlik iş günü. Ama Batista’nın en büyük başarısı 1934 mayısında geldi. Sadece 7 aydır Kübanın en güçlü adamıydı. ABD ile yeni bir anlaşma imzaladı. Ve Kübaya müdahale haklarını adanın anayasasından kaldırdı.

Küba tarihinde ilk kez özgür ve bağımsız bir ülkeydi. Böylece Batista dönemi başladı.

Summary
Article Name
KÜBA TARİHİNDE KÜBA EKONOMİSİ
Description
Küba tarihinde Küba ekonomisi nasıl değişiklikler gösterdi. Küba ekomide iyi miydi?

Benzer Yazılar

Bir Cevap Yazın