SEARCH

Küba Tarihinde Kölelik

Küba Tarihinde Kölelik

Günümüz Küba’sını anlamak için mutlaka bu ülkenin çalkantılı ve sancılı geçmişine gitmemiz gerekiyor. Çünkü Karayipler’in en büyük adası Küba asırlar boyunca kargaşanın kaynağı olmuştur.

Küba tarihinin sırasıyla okumak için;

Küba Tarihi – Kölelik

Küba Tarihi – Küba Ekonomisinde Canlanma

Küba Tarihi – Amerika’nın Oyun Bahçesi

Küba Tarihi – Küba Devrimi

Küba tarihini tüm detaylarıyla yazacağımız için her olayı ve bölümleri ayrı ayrı başlıklar halinde sıralamak istiyoruz. Bu makalemizin cevapları aslında aşağıdaki sorulardan oluşuyor.

Küba nasıl köle ticaretinin merkezi oldu?

İspanyol sömürgesi imparatorluğu neden onca ülke arasında buraya çökmüştü?

Ve neden ABD’nin Küba’daki Guantanamo’da bir askeri üssü vardır?

Küba her zaman dünya güçleri tarafından göz dikilen değerli bir ülke olmuştur. Bu güçler İngiltere, Fransa, İspanya İmparatorluğuydu. Ve sonunda tabi ki ülkeyi fetheden İspanya oldu. İspanya İmparatorluğu için Küba, Amerika kıtasının keşfi için belirleyici bir rol oynamış oldu.

Küba tropik iklime sahip olduğu için her zaman sıcaktır. Topraklarının verimliliği ve ada etrafını çevreleyen okyanus balık çeşidiyle doludur. Dolayısıyla ada asırlar boyu göçmen ve istilacıların tercih ettiği yer olmuştur.

Küba’daki insan hayatının ilk izi 4.000 yıl öncesine dayanıyor. Mısır piramitlerinden daha da öncesine. Küba’nın yerlileri palmiyeden yapılma kulübelerde veya mağaralarda yaşarlardı. Yer elması, yukka, fıstık, balık ve av hayvanlarıyla geçinirlerdi. Ayrıca tütün yetiştirip içen ilk ulus onlardı.

28 ekim 1492’de Küba’nın ufkunda 3 karavel’a belirdi. Adalıların tanımadığı çelik kılıçları ve miğferleri olan beyaz tenli adamlar gemiden karaya çıktılar. Bu adamlar İspanyollardı ve liderlerinin adı Kristof Kolomb’du. Kristof Kolomb Hindistan ve Çin’in batı yolunu ararken Küba’yı buldu. İspanyollar adaları 1492’de Kolomb sayesinde keşfettiler. O zamanlar, bugünün Amerikası gibi görkemli bir şeye dönüşeceğini bilmiyorlarmış. Kolomb’un bu yolculuğunda ona finansör olan Kastilya Kraliçesi Isabella ve Kral Ferdinand’dı. Bu yolculuk sonunda Kolomb geriye altın veya gümüş yerine Kızılderili adını verdiği Kübalı yerliler ile Barselona’ya geri dönmüştü. İspanya İmparatorluğu Küba ve çevresindeki adaların fethedilmesi için Kolomb’u tekrar geri gönderdi. Göndermeden önce her ne kadar yeni dünya’da kölelik olmayacağını ilan etmiş olsalar da bu çok çabuk göz ardı edilmişti.

Kolomb’un tekrar adaya gelmesiyle yerliler onu çok sıcak karşıladı. Fakat husumetler başladıkça askeri üstünlükleri olmadıkları için hiç şansları yoktu. Bunun haricinde de İspanyolların getirmiş olduğu kızamık, çiçek hastalığı ve İspanyol kılıçları birkaç yıl içinde ada yerlilerin %90’ını yok etmişti.

İspanya’nın yeni dünya’daki zaferi tartışmasız tarihte hiç görülmemişti. Hrsitiyanlık adına ölüm ve kölelik saçmışlardı. Küba, Karayipler’in anahtar bölgesiydi dolayısıyla stratejik konumu yüzünden bunda önemli bir yer aldı. Yani İspanya için Latin Amerika’nın mikenk taşı olduğunu söylemek en doğrusu olur. Yeni dünya’nın ürünleri (altın, gümüş, baharat) Havana limanından geliyordu. Ve İspanyollar bu ürünlere bir yenisini daha eklediler; Tütün

Tütün 16 yy boyunca Küba’nın en büyük ihracatıydı. Bu bitkiyi yetiştirip içen ilk kişiler Küba’nın yerlileriydi. İspanyol denizciler ve tüccarlar da tütünü dünyaya tanıttılar. Onlar yüzünden Küba tütün adası olarak tanınmaya başladı.

Kolomb’un gelmesinden yüzyıl sonra, Karayip yerlilerinin çoğu öldürülmüştü. Yeni alanlarının istismarına devam edilebilmesi için İspanya yeni bir iş gücü getirmeliydi. Vicdanı olmayan duygusuz tüccarlar bunun çözümünü Afrika’nın köle pazarlarında buldular. 12,5 milyon Afrikalı köle gemilerin içine tıkıştırılıp yeni dünya’ya yollandılar. 1,5 milyon kadarı yolculuk esnasında öldü.

Küba’da köleliğin İspanyol sömürgesinden hemen sonra başladığı çok nettir. Ama büyük bir kurum olarak gelişmesi tam olarak Haiti’deki şeker değirmenleri yok olduğunda yani 1804-1805 gibi oldu.

Köleliğin Gelişimi ve Büyük Kurum Haline Gelmesi

1660 yılından beri Fransız sömürgesi olan Haiti Küba’nın komşu adalarından birisiydi. Küba tütün tarımına bel bağlamışken Haiti’nin temel ürünü şeker kamışıydı. Yeterli iş gücü ile kazançlı bir ticaretti. 1789’da Haiti’de yaşayan beyaz göçmenlerin sayısı 32.000’ken Afrikalı kölelerin sayısı 432.000’di. 17 ağustos 1791’de Haiti’deki köleler isyan ederek efendilerini öldürdüler ve özgürlükleri için kanlı bir savaşa giriştiler. Bunun sonucunda Haiti’nin şeker endüstrisi yok oldu.

Böylelikle dünyanın ana şeker üretimi birkaç yıl içinde bitmiş oldu. Kübalılar bu fırsatın farkına vararak Fransız sömürgesinin işini devralmak istediler. Çoğu kişinin Fransız sömürgesi Haiti’den İspanyol sömürgesi Küba’ya göç ettiğini belirtmemiz gerekiyor. Yanlarında hem servetlerini hem de kayda değer uzmanlıklarını getirdiler.

Kübalılar, Haiti’den gelen mülteci çiftlik sahiplerini sıcak karşıladı. Onların da yardımıyla, Küba Karayipler’in yeni şeker merkezi olmayı amaçlıyordu. Ama bunun için daha fazla Afrikalı köle gerekiyordu. Ancak Haiti devrimi kölelik uygulamasının temelini çürütmüştü. Kölelerin özgürlüğü için yapılan çağrılar artıyordu. (abolition slavery) 1 ağustos 1834’de İngilizler imparatorluklarındaki her kölenin artık özgür olduğunu beyan etti. Ama İspanya ile Küba aynısını yapmayı reddetti. Çünkü şeker sektörleri köle iş gücüne bağlıydı.

1850-1860’larda dünyanın en büyük şeker ihracatçısı da Kübaydı. O yüzden kimse kölelerin Küba’ya getirilmesine engel olmadı.

Kölelik asırla boyunca Küba tarihini tanımlayan bir öğeydi. Birkaç kez eski nüfus sayımları, İspanyol göçmenlerden çok Afrikalı köle olduğunu belirtti. Günümüzde bile Kübalıların %60’ının nesli kısmen kölelerden gelmektedir.


Küba’nın şeker çiftlikleri, İspanya’nın devamlı arttırdığı gümrük vergilerine rağmen genişlemeye devam ediyordu. Havana’daki beyaz göçmenler zenginleşirken kırsal bölgeler sefaletten yıkılıyordu. Küba’nın en büyük şeker müşterisi kuzeydeki komşusu Amerika Birleşik Devletleriydi.


1860’da köleliğe karşı olan Abraham Lincoln ABD başkanı seçildi. Güney eyaletleri hemen birlikten ayrıldılar. Başkan Lincoln orduyu seferber edince, uzun ve kanlı bir mücadele başladı. Savaşın başlarında Lincoln ABD’deki bütün köleleri azat etti. 4 yıl sonra kuzey, güneyi yendi ve kölelik feshedildi.

19 yy’ın başlarında Küba doğu ve batı olarak ikiye ayrılmış oldu. Başkent Havana adanın batı kısmındaydı. Burada İspanya kökenli tüccarlar ve adanın en başta gelen devlet memurları kalıyordu. Şeker ticaretine karı olan insanlar demek daha doğru olur.

Küba’daki çiftlik sahipleri her zaman köle isyanından korkmuştur. Ama tarihte böyle bir köle isyanı yerine aksi gerçekleşmiştir. Savaşı başlatan Carlos Manuel de Cespedes oldu.

Carlos Manuel de Cespedes Dönemi

Carlos Manuel de Cespedes 1819 yılında Bayamo, Küba’da doğdu. Carlos Manuel de Cespedes’in adı Küba’nın bağımsız savaşıyla bağdaşır. Kendisi şeker kamışı çiftliğinin sahibiydi ama şekerin karından faydalanamıyordu. Cespedes bunun sebebinin İspanya’nın uygulamakta olduğu fahiş vergileri olduğunu düşünüyordu. 1868 yılında tüm Kübalıları İspanya’ya karşı ayaklanma yapmak üzere çağırdı. Bunun üzerine adayı bağımsız ülke ilan ederek tüm köleleri özgür bıraktı. O tarihte İspanya’nın Küba’da 7000 kişilik ordusu ve 30.000 Kübalı gönüllü askeri mevcuttu. Buna karşılık Cependes cephesinde ise askeri deneyimi olmayan 12.000 kişi. Ve aralarında savaş başladı. 1874 yılında Cespedes İspanya kurşunu ile hayatını kaybetti. 10 yıl süren savaş sonunda 1878 yılında bir barış anlaşması imzaladılar. Bu süreçte toplam 100 bin kişi hayatını kaybetti. Savaşı kaybettiler ama ülkelerini değiştirdiler. İspanyol sömürgesinde kalmaya devam etmelerine rağmen ciddi reformlar yapıldı. Bunlardan en önemlileri ifade özgürlüğü, politik partilerin kurulabilmesi gibi… Sonuç itibariyle bunlar Küba’nın sömürge ülke olduğu gerçeğini değiştirmiyor!

Kölelik bu anlaşma sonrasında dahi devam ediyordu. Sadece dışardan köle getirmeyi bırakmışlardı. Ve kölelerden yalnızca savaşa katıldığını kanıtlayabilenleri serbest bırakıyorlar geri kalanları yine aynı şekilde çalıştırıyorlardı. Köleliğin feshedilme süreci yavaş yavaş ilerledi ve nihayet 1886’da tamamen sona erdi.

Şair Jose Marti

Çoğu asi İspanyol reformlarını yetersiz buluyordu. Binlercesi sürgüne yollanıldı. Çoğu da ABD’e yollandı. Bu sürgünler arasında genç bir gazeteci ve şair vardı. Savaş esnasında İspanyolların tutsağı olmuş ve ağır iş cezasına çarptırılmıştı. Adı Jose Marti’ydi. Jose Marti 1853yılında Havana, Küba’da doğdu.

Vatanı olmayan insan ve özgür olmayan bir vatan yoktur. “..no hay hombre sin Patria, ni Patria sin libertad.” Jose Marti

Jose Marti politik şartlardan dolayı Küba’yı terk etmeye ve ABD’e yerleşmeye karar verdi. Bir çok Kübalı sürgünün vatanlarını kurtarmak için yeni bir savaştan bahsettiklerinin farkına vardı. Orta kesim bir aileden gelen Jose Marti de İspanyolların Küba’da olmamaları gerektiğine inanıyordu. Bir çok Afro Kübalı sürgüne okuma yazmayı öğretten Jose aslında 19 yy’daki en önemli İspanyol yazarlarından ve tanındık şairlerinden birisiydi.

Günümüzde Jose marti’nin şiirleri dünya çağında ünlüdür. 1929’da Kübalı radyo şarkıcısı Jose Fernandez Diaz Jose Marti’nin şiirinin bir parçası ile sarkı besteledi. Bu şarkı guantanamera’ydı.

Şiirlerinin çoğu Küba’nın özgürlük savaşıyla ilgilidir. Kendisi İspanyolların tutsağı iken vahşeti şahsen yaşamıştı. Savaş esnasında Jose Marti, İspanyolların tutsağı olmuş ve ağır iş cezasına çaptırılmıştı. Küba’nın özgürlüğü hayali uğruna sürgündeki Kübalıları birleştirmeye karar verdi. Maceo, Maximo Gomez gibi grupları birleştirerek ittifak kurmayı başardı.

Amaçları Küba’yı İspanya’nın işgalinden ne pahasına olursa olsun kurtarmaktı. Bu amaca ulaşabilmek için Miami’deki Kübalı sürgünlerden para topladılar, silah satın aldılar ve bunları gizlice adaya (Kübaya) yolladılar. 11 Nisan 1895’de Jose Marti ve diğer komutanlar Doğu Küba’ya vardılar ve Küba’nın İspanya’yla olan savaşındaki kıdemli askerlerle buluştular. Ama bir şair olan Marti’nin bu askeri gruba ait olmadığı kısa sürede belli oldu. 19 Mayıs 1895’te savaşın ilk muharebesinde Jose Marti Küba ve İspanya sınırları arasında taarruza geçti. Göğsüne bir İspanyol kurşunu saplandı. Jose Marti özgürlük ve hayallerinin gerçekleştiğini göremeden öldü.


Bir politikacı bir gazetece ve bir yazar olarak en büyük başarısı Küba’nın özgürlük hasretini kalıcı bir şekilde etkilemiş olmasıdır.


Başlatılan ayaklanmaların Kübalılar tarafından da desteklenmesiyle İspanyol ordusu tekrar tekrar bozguna uğrayıp topraklarından oldular. Bu yenilgiler sonucu İspanyol hükümeti Küba’ya yeni bir lider gerektiğini fark etti. Savaşı kazanması için en gaddar generalini oraya yolladı. Adı Valeriano Weyler’di.

Valeriano Weyler

Weyler kök kazıma yöntemleri kullanan biriydi. Toplama ilkesi adlı yasayı o yaratmıştır. Kırsal kesimde yaşayan halkın istekleri olmadan zorla kasabalara taşınmasını gerektiren toplama ilkesi adlı yasayı kendisi yaratmıştı. Toplama ilkesi gereği devrimcilerin kırsal kesimden sağladığı desteğin önüne geçmekti.

Küba’nın geniş alanları boşaltıldı. Ve insanlar kırsaldan şehirlere doğru göç etmeye başladılar. Yerinden ayrılmayanlar ise derhal idam edildi. Terk edilmiş kırsal bölgelerdeki her şey muz ağaçları dahil yerle bir edildi.

Kırsal kesimin şehirlere gitmesiyle büyük şehirler fazla mülteci alamayacak duruma geldi. Bunun üzerine Weyler toplama kamplarının inşa edilmesini emretti.

On binlerce sivil, kalan kasabalara ve köylere yerleştirilip ilgiye muhtaç bırakıldılar. Bu korkunç bir insani faciaydı. 400.000 kişinin zorla tahliye edildiğini düşünün. Ölü sayısı 155.000 ile 170.000 arasındaydı.

Bu duruma yalnızca Küba’nın güçlü komşusu müdahale edebilirdi. ABD Küba’daki İspanyol teröründen sonra asilerin son şansıydı bu. Müdahale etmelerini sağlamak için yeni bir ittifak kurdular. Amerika magazin basını Küba vahşetinin fotoğraflarını ve raporlarını ABD’ye kaçırdı. Ve basın baronları Joseph Pulitzer ile Willam Randolph Hearst’in sahip olduğu gazetelere verdiler. Bunun ilk modern bilgi savaşlarından biri olduğu söylenilebilir. ABD’deki bir sürü gazete İspanya’nın Küba’yı kontrol etmesine karşıydı.


ABD Başkanı William McKinley basının baskısı altındaydı. Çoğu Amerikalı Küba’ya müdahale edilmesini istiyordu. Ama McKinley ülkesini savaşa sürüklemek istemiyordu. Onun yerine İspanya’ya bir ültümatom sundu. Küba’yı özgür bırakın, yoksa ABD asilere modern silah satmaya başlayacaktır. Bir güç gösterisi olarak McKinley, ABD donanması’nın en modern gemilerinden birini Ocak 1898’de Havana’ya yolladı. USS Maine sadece 3 yıllık bir gemiydi ve ürkütücü 25 santimlik silahlarının 18.000 metrelik menzilleri vardı. Maine’in resmi görevi Küba’daki Amerikan mülklerini korumaktı.


İspanya hükümeti başkan McKinley’in taleplerini kabul etmeye hazırdı. Ama USS Maine’in sefere yollanması ispanya basınında bir saldırganlık göstergesi olarak kınandı.

15 Şubat 1898’de USS Maine havana limanına demir atarken gemideki 355 Amerikalı denizci ve subayın çoğu uyuyorlardı. Birden akıl almaz bir olay oldu. Korkunç bir patlamanın meydana gelmesiyle gemideki 355 kişiden 261’i ölmüştü.
Bu patlama hakkında bir kaç teori vardı.

-Castro’nun teorisine göre ABD müdahaleye gerekçe göstermek için kendi kendine patlatmıştı.

-Başkalarına göre İspanya’ya karşı savaşan Kübalılar müdahale edilmesi için gemiyi patlatmışlardı. Müdahale edilmesi için ABD’e bir bahane lazımdı. Ve Maine’i bahane olarak kullandılar.

-ABD’nin ilk tepkisi bunu İspanyolların yaptığını düşünmek oldu. ABD’yi adadan kovmaya çalışıyorlardı ve bu yüzden ABD’nin karşılık vermesi gerekiyordu.

Başkan McKinley artık kamu baskısına tayanamayıp orduyu seferber ederek 21 Nisan 1898’de İspanya’ya savaş açtılar. Resmi amaç Küba’ya bağımsızlığını sunmaktı. Ayrıca meclis Küba’nın Amerika Birleşik Devletlerine katılmayacağına karar verdi. İspanya için bu savaş ilanı bir felaketti.

Küba’daki İspanyol ordusu Avrupa desteği olmadan fazla dayanamayacaktı. Bu zayıf noktadan faydalanmak için ABD donanması hemen Küba’nın etrafına bir deniz kuşatması yerleştirdi. İspanya donanması da ordusu gibi tuzağa düşmüştü. Gemiler Santiago Limanında adanın doğusundaki en büyük şehirde demirlenmişti. Kuşatmanın ardından ABD birlikleri hiçbir direnişle karşılaşmadan güneydoğu Küba’ya vardılar. 1898’de normal Amerikan ordusunda sadece 28.000 asker vardı. Küba’yı işgal etmeye yetecek kadar fazla değil. Sayılarını arttırmak için gönüllü asker birimleri seçildi. Bunlardan en ünlüsünün adı Rough Riders’dı. Gönüllü süvari birliği Rough Riders’ı başlattı. Komutanları, donanma müsteşarı Theodore Roosevelt’ti. Küba’nın kurtuluş savaşı için o da gönüllü olmuştu. Haziran 1898’de Rough Riders, öncü filmci Thomas Edison’ın ilk filmlerinden birinin konusu olmuştu. Rough Riders Küba’ya 23 Haziran 1898’de vardılar. İlk görevleri Santiago’daki İspanyol kalesini ele geçirmekti. İspanyol ordusu şehrin dışında güçlü konumlara ulaşmıştı. Savaşın en yoğun anında Rough Riders’ın komutanı Theodore Roosevelt adamlarına Santiago’nun dışındaki tepelere hücum etmelerini emretti. Her iki tarafın da ağır kayıpları oldu. Ama sonunda Amerikalılar kazanmıştı. Savaş sonrası Roosevelt ve Rough Riders meşhur olmuşlardı. Ama zafere olan katkılarını şiddetle inkar edenler de var.

Zaferin ardından Amerikalı birlikler ve Kübalı asiler Santiago’nun tamamını kuşatmışlardı. Bu hem İspanya ordusunu hem de son zafer şanslarını tehlikeye atmıştı. İspanya savaş filosu hala Santiago limanında demirliydi. Filonun limanı kuşatması ABD donanması kadar ağır silahları yoktu. Ama kruvazörlerden ve muhriplerden  oluşan İspanya gemileri daha moderndi. Açık denizlere kaçmak onların tek şansıydı. 3 Temmuz 1898’de İspanya filosu kaçmak için limandan uzaklaşmaya başladı.

2 saatlik bir savaşla bütün İspanyol filosu yok edilmişti. 323 İspanyol denizcisi öldürülmüş, 1729’u da esir alınmıştı. Karşı tarafta bir Amerikalı denizci ölmüş bir diğeri de yaralanmıştı. Filosunu yitiren İspanya için savaş sona ermişti. İspanya teslim olduğunda Küba zafer coşkusu içindeydi. Havana’daki İspanya bayrağı 13 Ağustos 1898’de son kez indirildi. Ama Küba’nın özgürlük hayalleri yine gerçekleşmedi. İspanya bayrağı indi ABD bayrağı dalgalanmaya başladı.

İspanya zaferi Theodore Roosevelt’e Beyaz Saray’ın kapılarını açtı. Roosevelt 1901’de devlet başkanı oldu. Savaştan önce söz verildiği gibi Küba onun başkanlığında bağımsız bir devlet olacaktı. Aynı o zamana kadar Amerikalı şirketler Küba’nın ekonomisinin büyük bir kısmını çoktan ele geçirmişlerdi.

ABD, Küba’nın kurtarıcısıyken işgalci olmuştu. Ama Kübalılar daha fazla yabancı yönetimi istemiyorlardı. Ne de olsa Amerikalıların İspanya’yla savaşma sebebi Küba’yı özgürleştirmek değil miydi?

Birliklerini geri çekmek için ABD hükümeti ciddi güvenceler talep etti.

1901 yılında Kübalılar toplanıp Küba’nın anayasasını yazmaya başladılar. O esnada birkaç meclis üyesi Orville Platt adlı bir senatörün liderliğinde Küba’nın bağımsızlığı ilan edilip ABD’nin geri çekilmesi için Amerika mülklerinin korunacağına dair güvenceler olması gerektiğine yoksa ABD’nin müdahale etme hakkı olduğuna karar verdiler.

Bunu öğrenen Kübalılar derhal bu fikri reddettiler. Platt yasasına göre Küba özgür bir ülke olamayacaktı. Ancak biliyorlardı ki Washington’a taviz vermezlerse, birlikler geri çekilmeyecekti. Platt yasasına göre ABD’nin Küba’da askeri üs kurma yetkisi olacaktı. Amerikalıların seçtiği yerler arasında adanın en güneydoğu köşesinde Guantanamo Koy’u vardı. Koyun doğal ve derin limanı büyük savaş gemilerini barındırmak için idealdi.

ABD donanması ABD dışındaki en büyük deniz üssünü Guantanamo’da kurdu. Bu sırada, Atlantik ve Pasifik Okyanusunu birleştirmek için Panama kanalının inşaatına başladılar. Amerika Donanması Guantanamo’dan Karayiplerdeki tüm nakliyatı kontrol edebilecekti.

ABD, Guantanamo Koyu’nu 1903’ten beri yıllık 4.085 dolara ebediyen Küba’dan kiralıyor. Burası devasa bir üs ve ABD denizcileri için bir sürü tesis sağlanıyor. Küba’daki tek McDonald’s lokantası gibi. Ama uluslararası açıdan Guantanamo utanç verisi esir kampları ve orada işlenen insan hakları ihlalleriyle tanındı. O zaman olduğu gibi günümüzde de Guantanamo, ABD ile Küba arasında gerilim yaratan bir sorun.

1901’de Başkan Theodore Roosevelt Küba’daki seçimlere izin verdi. 31 Aralık 1901’de Kübalılar ilk kez oy vererek ilk cumhurbaşkanlarını seçtiler. Ama ABD’yi protesto için en umut verici aday bağımsızlık savaşlarındaki bir general adaylığını geri çekti. Geriye kalan tek aday Tomas Estrada Palma’ydı. ABD’de sürgünde yaşayan bir Kübalı. Rakipsiz olduğu için Estrada Palma’nın zaferi kaçınılmazdı. Kübalıların yarısından çoğu ona oy verdiler.

Küba’nın İlk Cumhurbaşkanı Tomas Estrada Palma

Tomas Estrada Palma’yı ABD başkan yapmamıştı. Demokratik bir şekilde seçilmişti. En belirgin olan gerçek şuydu ki o başkan olmuştu ama Platt yasası altında.

Tomas Estrada Palma ve sonrasındakilerin hükümetinde Küba genelde Amerika’nın tesiri altında kalmıştı. USS Maine’de ölen şehitlerin anısına Havana’nın merkezine bir anıt dikilmişti. Küba’yı koruyacak bir Amerikan kartalı.

1901’de Küba’nın özgürlüğe doğru ilk adımlarını atmasına izin verildi. 400 yıllık İspanyol sömürge yönetimi bitmişti. Ama Küba’nın geleceği günümüzde olduğu gibi o zaman da belirsizdi. ABD’nin adaya getirdiği demokrasi kavramı Kübalılar için çok yeniydi. Ve bunun uygulamaları tahmin edemeyeceğimiz kadar zordu. Küba feragat ederse ABD askerleri adayı tekrar ele geçirmek için hazırda bekliyorlardı. O yüzden Pulitzer ve Hearst zamanından USS Maine faciasından İspanya-Amerika Savaşı’ndan ABD’nin işgaline kadar Küba ile ABD arasındaki ilişkiler her zaman gergin kaldı.

Summary
Article Name
KÜBA TARİHİNDE KÖLELİK
Description
Küba tarihinde kölelik var mıydı? Küba'ya kölelik nasıl ve nereden geldi?

Benzer Yazılar

Bir Cevap Yazın