SEARCH

Endülüs Emevi Devleti

Endülüs Emevi Devleti

Endülüs seyahatine bir anda karar vermemizle hemen hazırlıklara Endülüs Emevi Devleti tarihi hakkında bilgi edinmekle başladık. İspanya, özerk bölgelerden oluşan bir ülke. Ve bu bölgelerden en bilineni de Endülüs bölgesi. Endülüs tarihini bilmeden şehirleri ve tarihi sarayları gezmek çok anlamsız olacağından öncesinde çalışıp Araplar’ın kurduğu ve geliştirdiği bölge hakkında fikir sahibi olduk.

Schengen Vizesi nasıl alınır buraya tıklayarak öğrenebilirsiniz.

ENDÜLÜS EMEVİ DEVLETİ TARİHİ

İber yarımadasına önce Romalılar ardından germenler ve sonra Mağribiler tarafından fethedildi. Berberi savaşçılar (7000 kişi) MS.711 yılında Cebelitarık boğazını geçerek Avrupa’yı istila etmiştir. Müslümanların başlatmış olduğu fetih süresi 3 yıl sürmüş ve tam 4 yılda tüm İspanya fethedilmiştir.

Tarihçilere göre Arapların İspanya’ya gelmesiyle toplumların çöktüğü ve yıkıldığı lanse edilse de bu doğru bir kanı değildir. Bunu ispatlayan Madrid şehri yakınınında bulunan bir bir Vizigot kenti olan Recopolis’tir.

Recolopolis, Vizigotlar tarafından kurulmuş olan kraliyet şehridir. Arkeologlar kazı çalışmaları neticesinde çöküş Vizigotic dönemde başlamıştır. Halbuki İspanyol geleneksel tarihçilere göre İspanya’yı zorla ve vahşice ele geçirdikleri söylerler. Araplar gittiği toprakları geliştirmeyi hedeflemiştir. İspanya’ya müslümanlar tarafından çok hızlı bir şekilde fethedildi. Buraya gelme sebepleri Latin zorbalığına maruz kalmış halkı kurtarmaktı. Halk savaşmak yerine onların yanında olmayı seçti. Çünkü zorbalık değil özgürlük istiyorlardı.

Ülkeye gelen ilk akıncılar Kuzey Afrika’lıydılar. Bunlar henüz yeni müslüman olmuşlardı ve halifeliğin başkenti ile bağları yoktu. Başkentte gelişen bir darbe sonucu iktidarı elinde tutan hanedanın tüm üyeleri kılıçtan geçirilmek suretiyle öldürülmüş içlerinde sadece 18 yaşındaki Abdurrahman katliamından kaçarak hayatta kalmıştır. Abdurrahman Mısır çöllerini ve Nil nehrini geçerek uzaklara yelken açmaya karar vererek tehlikeli bir yolculuğa adım atmıştır.

Abdurrahman, Endülüs’e dönmeye karar verince ilk olarak Kurtuba şehrine vardı. Ülkesine bilim ve medeniyet getirmekle kalmadı vardığı Kurtuba şehrini baştan yarattı. Aslında İspanya’ya Arapların gelişini bu şekilde değerlendirmeliyiz. Onlar yağma, yıkma yerine beraberlerinde bilim, ilim, modernlik getirdi.

Bunun en güzel örneği Abdurrahman’ın zirai faaliyetleri ve altyapıyı geliştirmesi, Avrupa’da hiç görülmemiş, bilinmeyen hurma, portakal, nar ve limon ağaçlarını getirmiştir.

Abdurrahman döneminde nüfus 100.000’in üzerindeydi, ticaret ağı gelişmişti. Anlayacağınız Kurtuba çok uluslu bir devlet olmuştu.

Avrupa’dan buraya gelen seyyahların kayıtlarına göre şehirde 70 kütüphane ve 300’den fazla hamam vardı.

Genelde tarih biraz abartılır. Ancak Kurtuba’daki kazı çalışmaları tüm bu söylenenleri doğrulamaktadır.

Yani ortaya çıkan sonuç Abdurrahman, Romen İspanya’nın üzerine İspanya’nın en büyük şehirlerinden birini inşa ettirdi. Bununla da kalmadı ve bir eser daha yarattı. O da Kurtuba Camii’dir.

Kurtuba cami, 4 futbol sahası büyüklüğünde bir yapıdır. Yapıldığı zaman Endülüs’teki en büyük cami özelliğine sahipti. İçerisindeki 600 adet mermer sütun, sütunların üzerindeki kemer, akustiğin sağlanması için deniz kabuğu şeklindeki girintiler bu yapıyı daha da gösterişli bir hale sokuyor.

Cami ilk yapıldığı dönemde kemerli yolların hepsi giriş ve çıkış yolları sağlanması adına açıktı. Abdurrahman, Kurtuba Cami’nin sadece bir kısmını yaptırmış. Tamamı onun eseri değildir. 200 yıllık bir dönem içerisinde her gelen lider camiyi genişletmiştir. Yıllar içerisinde Araplar, İran’a, Ürdün’e, Mısır’a ve Kuzey Afrika’nın büyük bir bölümü fethettiler. Bu sayede sadece İslamiyet yayılmıyor bir yanda da gittikleri yerlere ilim ve bilim götürüyorlardı. İslamiyetin ilk yıllarına uzanırsak Hz.Muhammed “bilgi arayın” talimatı ile okur yazarlık ile dinin içe içe içerdiği anlamını çıkabiliriz. Bu açıdan islamiyet okur yazarlığa çok önem vermektedir.

Fas’ın Fes şehrinde MS.859 yılında kurulan Karayyin cami eğitim ve dinin birleşimin en güzel örneğidir mesela. Camiler, halkın dil bilgisini ve okur yazarlığını ilerletmesi ve öğrenmeyi ve okur yazarlığı teşvik eden en temel yerdi. Medresenin kolonunda şunlar yazmaktadır ; “ben bilginin doruk noktasıyım. Ey müslümanlar gelin. Gelin ve öğrenin. Ancak öğrenmek sizi istediğiniz noktaya getirecektir”

Avrupa’da bu dönemde okuma yazma papazlar dışında bilinmezken Endülüs Emevi devletinde halkın hemen hemen tamamı okuma yazma biliyordu. 

İnstagram hesabımızı buradan takip edebilirsiniz

Orta Çağ döneminde İslam için bilim en önemli unsurdu. Bu dönem müslümanların her alanda eserler koyduğu zaman dilimidir. Bedeviler yıldızları yol gösterici olarak kullanmada çok becerikliydiler. Bu sayede astronomi alanında ilerleme gösterdiler. Müslümanlar için mihrap Mekke yönüne doğrudur. Bu da ciddi matematik bilgisine sahip olduklarının işaretidir. Yunanlıların icat ettiği yön bulmayı sağlayan Usturlap aletini geliştirdiler. Avrupa’ya göre tıp ilminde çok ileriydiler. Hatta İspanya’nın Kurtuba (Cordoba) şehrindeki hastaneler Avrupa’da 400 yıl boyunca görülmeyecek ameliyatları gerçekleştirmekteydi. Şehrin en ünlü cerrahı Albucasis (Ebu’l kasım ez-zehravi)’ti.

Albucasis ünlü tıp ansiklopedisi eserleri yazdı. Bilimsel eserler o dönemden bugüne ulaşmıştır. Bu bile medeniyet hakkında ne kadar ileri olduklarının bir göstergesidir. Bunlar haricine Arap kültüründe şiir de çok önemli bir yere sahipti. 7 yy’a kadar dünyada uyak düzenini kullanan üç kültürden (Çin,Hint) biri Araplar’dı.

Müslümanlar, Avrupa’nın göz ardı ettiği Yunan çalışmalarıyla da ilgilendi. Bu yüzdendir ki Yunan ilminin mirasçısı Araplardır. Hz.Muhammed doğduğu zaman Hristiyanlık 600 yıldır Pagan dinleriyle çatışma halindeydi. Hristanlık ile inanmayan insanları tek tanrıya inandırmaya çalışıyorlardı. İşte bu yüzden Hristiyanlar, Yunan ve Romen metinlerine korkulu yaklaşmıştır. Bunun en basit örneği Roma imparatoru Justian’ın MS.529 yılında Atina’daki felsefe okulunu kapattırmasıdır. İslamiyetin bilime-ilimi-modernliğe önem verdiği dönemde avrupa tam aksine içe dönük, entelektüel olmayan bir yerdi. Roma imparatorluğunun çöküşüyle birlikte tüm düzen bozulmuş olup tarihçiler bu dönemi “karanlık çağ” olarak adlandırmaya başlamıştır. Yani Avrupa zayıfken, İslam güçlüdür.

Yahudi Filozof Maimonides – Musa İbn Meymun

Endülüs tarihine geçmeden önce islamiyetin biraz olsun anlaşılmasını istedik. Şimdi gelelim Endülüs tarihine ;

Ms.711’den 732 yılına kadar hakimiyetleri artmış İspanya’nın haricinde güney Fransa’nın büyük bir bölümüne de sahip olmuşlardır. Ve 756 yılında Endülüs Emevi devleti kurulmuştur. Mağribiler, tüm dünyanın imrendiği çok güçlü ve zengin bir medeniyet ortaya koydular. Ve ortaya çıkardıkları medeniyet sayesinde Avrupa bundan faydalandı. Endülüs’teki islam medeniyeti yenilikçi ve entelektüeldi. Endülüs’teki müslümanların varlığı 1492 yılına kadar sürmüştür.

Endülüs Emevi devletinin hakimiyeti boyunca yerli nüfus hızla müslüman olmaya başlıyordu. İnsanlar Araplaşarak Latin kültüründen uzaklaşıyordu. Çünkü insanlar dini değerlerini, yaşam şeklini ve kültürel değerlerini değiştirmek istediği zaman her zaman daha üstün olan medeniyeti seçer. Fakat ispanyol tarihçiler bu durumu küçük koloni olarak yorumlar, toplumda kalıcı olmadıklarını ve Endülüs tarihine pek önem vermezler. Ancak tüm bunları çürüten Kurtuba gibi bir şehrin kurulması, Madrid’in müslümanlar tarafından kurulmasıdır.

Halbuki müslümanlar sosyal yapısı, refah düzeyinin yüksek olması ile çok güçlüydü. Bunlar islamiyetin getirdiği yenilikler sayesinde gelişti. Bu yeniliklerden en önemlisi de kağıttır. Araplar, İspanya’da kağıt fabrikaları açmaya başladı. Kağıt sayesinde bilgi topladılar, yeni fikirler geliştirdiler. Bu sayede bilgiler tüm dünyaya ulaşabilecekti. Mesela Fransa’da Krallık kütüphanelerinde 900 civarı kitap varken Kurtuba şehrindeki 70 kütüphanenin toplamında yarım milyondan fazla kitap bulunuyordu.

10 yy’da Kurtuba şehri Endülüs devletinin başkenti oldu. Ve 912 yılında iktidara gelen lider III.Abdurrahman’dı. 21 yaşında Kurtuba’nın lideri olan III.Abdurrahman kendini halife etti. Ve bu ünvanını ödüllendirmek için dünyadaki en büyük kraliyet saraylarından birini yaptırdı. Medinetü’z Zehra sarayı için tam 10.000 işçi çalıştı. Hurma ağaçlarıyla çevrili, kaymaktaşından yapılan sarayda Avrupa’dan gelen ziyaretçiler ağırlandı. III.Abdurrahman zamanının ve malının çoğunu sanat ve kültür için harcamayı tercih etti. Bu yüzden askeri ile çok ilgilenme fırsatı bulamadı. Zorunlu askerlik sistemi geliştirilmediği için orduda yeterli asker yoktu. Bunun tek çözümü paralı asker toplamaktı. Bu da halifeliğin düşmesinin ana sebebi olmuştur. Devlet bölünerek küçük emirlikler oluşmaya başladı. III.Abdurrahman’ın halifeliği sarayın yakılıp, yıkılması ve devletin emirliklere bölünmesiyle (bağımsız devletçikler) Endülüs’ün altın çağ’ı son buldu. Bu sürede Hristiyanların gözü Endülüs devleti üzerindeydi.

1095 yılında Papa II.Urban’ın seferberlik ilanı ve bu topraklar üzerinde savaş emri vermesiyle Haçlı seferleri başlamış oldu. Ve gitgide kuzeyden güneye doğru yayılarak toprak kazandı, küçük devletçikleri parçaladı. 11 – 13.yy’ları arasında Hristiyanlar Endülüs’ü fethederek, sarayları yağmaladı, şehirleri kuşattılar, ekinleri ateşe verdiler. 1086 yılında Endülüs’ün yardımına Murabıtlar (Fas’tan gelen müslümanlar) geldi. Çöl insanı olan Murabıtlar müslümanlıkta yenilerdi. Dolayısıyla kökten dincilerdi.

Önce 1236 yılında Kurtuba emirliği düştü. Ardından Valensiya ve Sevilla. Endülüs,Meriyye, Malaga ve Gırnata (Granada) dışındaki tüm diğer şehirleri kaybetmesine rağmen Gırnata’daki hakimiyet iki buçuk asır daha devam etmeyi başardı. Gırnata haricinde Endülüs’ün geri kalanı hrsitiyanlaştı. Sadece gırnata müslüman kaldı.Bu süre boyunca Endülüs Emevi Devleti değil Ben-i Ahmeri Devleti   (1232-1492) hüküm sürmeye başladı.

Endülüs kökten dinciler ve yağmacı hristiyanlar arasında sıkış kalmıştı. Ve çok fazla dayanamayıp paramparça edildi. Gırnata haricinde ülkenin geri kalanı Kastilya ve Aragon arasında paylaşıldı. Kastilya krallığından Isabel ile Aragon veliahtı Ferdinand evlenerek iki katolik hanedan birleşmiş oldu. Gırnata, Isabel’in fikirlerine karşı olduğu için ele geçirilmek istendi. 1 Ocak 1492 yılında Isabel ve Ferdinand El Hamra sarayına girerek Gırnata’yı ele aldı. Böylelikle Ispanya’daki büyük islam hakimiyeti Gırnata’nın teslimiyle son bulmuş oldu. Gırnata emri olan Boabdil olarak bilinen Ebu Abdullah Muhammed şehri gözyaşları içinde terk etmek zorunda kalmıştır. Bu esnada annesi ona şunları demiştir ; “Bir erkek gibi savunamadığın şey için bir kadın gibi ağlama”.

Ardından La Reconquista (yeniden fetih) hareketi başladı. Bu tanımın anlamı müslüman Endülüs’ün katolik dünyasına geri alınmasıdır. Isabel ve Ferdinand’ın gelmesiyle Gırnata ele geçirildikten sonra müslümanlara ait tüm deliller yok edilmeye başlandı. Önce 1492 yılında dini birliği gerçeklşetirme adına önce  vaftiz olmayı reddeden Yahudiler sürüldü.  yetmedi Engizisyon kuruldu (yıl 1480). Kurulmasındaki amaç kilise üyesi olmayan herkesin (müslümanlar-yahudiler) ortadan kaldırılmasıydı. Suçlu olarak itham edilen herkes“auto-da-fe” isimli tören ile öldürüldü.

Engizisyon’un Gırnata’ya gelmesi 1526 yılına denk gelir. Kafir olarak isimlendirdikleri müslümanlara iki seçenek sunuldu. Ya ülkeyi terk et ya da cezanı çek. Toplumdan soyutlanan müslümanlardan geriye sadece çocuklar ve kadınlar kalmıştı. Vahşi ve bir o kadar başarılı olmaya başaran engizisyon sayesinde tüm müslümanlar mecburen katolik yapıldı. Ancak buna inanmayan ve ibadetlerini gizlice yaptıklarını düşündüğü için 1609 yılında İspanyol Kralının emri ile tüm müslümanlar sürgün edildi. etnik bir temizlik yapılarak 10 yılda 300.000’e yakın müslüman sürgün edildi.

Kraliçe tarafından Yahudilerin mallarına el konulduğu için maddi sıkıntı çekmeyen kraliçe, yeni keşifler yapması için Kristof Kolomb’a ciddi destek olmuştur. Bu destek sayesinde Kolomb, Amerika’yı ilk keşfeden kaşif diye anılmaya başlanmıştır.  Gittiği her yere sömürgeler oluşturmuşlar. Şu an Güney Amerika’da Brezilya hariç diğer tüm ülkelerde İspanyolca konuşulmaktadır. Endülüs Devleti’nin altın çağından sonra Isabel ve Ferdinand’ın hükmettiği ve 16-18 yy’da sömürge anlamında en parlak dönemini yaşadıktan sonra 1588 yılında İspanya, İngilizlere karşı yeniliyor. Yenilginin ardından sonu gelmeyen din ve olmazsa olmaz taht kavgasından sonra İspanya git gide güçsüzleşmeye başlıyor. Avrupa’da kaybettiği topraklar yetmiyormuş gibi Güney Amerika’da sömürgesi yaptığı ülkeler de bağımsızlıklarını kazanmaya başladı. I.Dünya Savaş’ına gelindiğinde İspanya her ne kadar tarafsızlığını korumuş olsa da bu savaştan çok etkilendiler. Bu etkilenme neticesinde ülkede çıkan ayaklanmaları General Primoderivera bastırmak suretiyle İspanya’da diktatörlük kurmuş oldu. 1930 yılında diktatörlüğün düşmesinden 1 yıl sonra ülkede yapılan seçimlerin sonucu Kral XVIII.Alfanso ülkeyi terk etmeyi seçti. Bu sefer 1936 yılında yapılan seçimlerde solcu kesim seçilince ülkede iç savaş kaçınılmaz bir hal aldı. İç savaş sona erer ermez yeni devlet başkanı Francisco Franco olmuştur. İç savaşın sonunda 20.000 kişi infaz edilmiştir. Franco, başa geldikten sonra ülkeyi 35 yıl yönetmiştir.

Bizi Takip Edin

Youtube Kanalımıza buradan abone olabilirsiniz

 

 

Benzer Yazılar

Bir Cevap Yazın