Lviv Gezimiz Ukrayna

Ukrayna’nın tarih kokan şehri Lviv‘e gitmek amacıyla pazartesi sabahı çok yoğun bir trafik korkusu ile Sabiha Gökçen Havalimanına doğru yola çıktık. Fakat okulların sömestre tatilinde olmasından dolayı korktuğumuz başımıza gelmedi. Trafiğe takılmadan rahatlıkla havaalanına ulaştık. Kısa bir freeshop alışverişinden sonra Lviv uçuşumuz için kalkış saatimizi beklemeye başladık. Lviv gezi planımız zaten hazır olduğundan gündemimiz Lviv’de ne kadar üşüyeceğimizdi.

Ukrayna’nın güzel şehri Lviv’de gece hayatı, Lviv’de ne yenir, Lviv gezilecek yerler ve daha fazlasını Lviv gezi rehberi niteliğindeki bu makalemizde bulabileceksiniz.

1 saat 45 dakikalık yolculuk sonrası Lviv‘e vardık. Her ülkeye girerken uygulanan klasik pasaport kontrol noktasından geçerken Avrupa’nın en katı ülkelerinde bile karşılaşmadığımız sorular ile karşılaştık. Nerede kaldığımızdan, kaç gün kalacağımıza, otel rezervasyonundan ne amaçla buraya geldiğimize kadar sorgu sual ile karşılaştık. Neyse ki bu sorgu sual ardından pasaport kontrolünü rahatlıkla geçtik demeye kalmadan kontrole en son giren arkadaşımızı polis odasına götürdüler. Sadece bizimki değil yaklaşık 10 – 15 erkekte onunla birlikte kuyruktaydı. Tam ne oluyor ne bitiyor diye düşünürken daha önce bu görüşmeye maruz kalmış bir turist Ukrayna polislerinin para koparmak olduğunu belirtmesiyle işin maksadı anlaşıldı Sonuç : Kimseden para koparılamamış.

Kontrol aşamasından sonra valizlerimizi aldığımız gibi Lviv havalimanındaki taksiciler bizleri karşıladı. Şehir merkezine gitmek için tek çözüm taksi tutmak. Taksici ile 100 UAH (Grivna)’a anlaşıp otele doğru yola koyulduk. Bu arada korktuğumuz başımıza gelmedi. Hava sıcaklığı İstanbul’dan biraz daha düşüktü.

Biz otelde kalmak yerine 4’ümüz için şehir merkezine 500 metre uzaklıkta dubleks bir daire kiraladık. Otelden anahtarımızı teslim alıp kalacağımız daireye gidip yerleştik. Evden beklentimiz ne yalan söyleyelim çok yüksek değildi. Sıcak ve temiz olması bizim için yeterliydi. Fakat ulaştığımızda tahminimizden çok daha iyi bir ev ile karşılaştık. Kapıyı açtığımızda cayır cayır yanan kaloriferin sıcaklığı yüzümüze vurdu. Evde yok yoktu. Televizyon, müzik seti, şömine, havlular, şampuanlar, deterjanlar, tüm elektronik mutfak aletleri ve hatta tam otomatik çamaşır makinası bile

Eşyaları yerleştirip hemen dışarı attık kendimizi. Malum uçak firması yolda su bile vermediği için karnımız acıkmıştı. Planlarımız doğrultusunda soluğu 2012-2013 yılı tripadvisor ve aynı zamanda astroguide ödülüne sahip Mons Pius Restaurant’ta aldık. Virmenska sokağında yer alan Mons Pius Restaurant loş ışıklar ve tablolar ile dekore edilmiş akşam yemeği için oldukça ideal bir mekan. Çalışanların ingilizce bilmemeleri sipariş verirken kaos ortamı yarattığı için siz siz olun ne yiyeceğinize önceden karar verin! Mons Pius Restaurant’ta 4 kişi için bizim tercihimiz 2 porsiyon tavşan, 1 porsiyon bonfile, 1 por. pirzola ve 1 şişe kırmızı şaraptı. Bu yediklerimizin bedeli altı üstü 645 UAH (63 TL-26.05.215) idi.

Karınlar bir güzel doyduktan sonra kısa bir yürüyüş ile Staroevreyska sokağının sonunda yer alan Pid Zolotoju Rozoju’ya gittik. Bahçesi olan çok şirin bir mekan ancak kış mevsiminde ne yazık ki bahçe kullanılmıyor. Mekan 3 katlı giriş, asma kat ve asma katın altında bir kat daha. Her bölümde ancak 2-3 adet masa bulunuyor ve bu masaların hepsi dantel örtüler, şamdanlar ile süslenmiş. Akşam masalar mekan aydınlatması yerine masadaki şamdanlar ile aydınlatılıyor böylelikle duvardaki güzel sanat eserleri de insanın gözüne daha gösterişli ve gizemli gözüküyor. Pid Zolotoju Rozoju menüsünde fiyatlar yazmamaktadır. Biz bir önceki mekanda ödediğimiz tutardan sonra zaten burada içeceğimiz birer kadeh içkinin fiyatını sorma gereği dahi duymadık. Ama merak ediyorsunuz kesin o zaman söyleyelim 140 UAH. Bu arada içmenizi önerdiğimiz şey shot bardaklarda verilen ev yapımı votka.

Ertesi güne hazır olmamız gerektiğinden erkenden kalktık. Fakat yan masamızda oturan adının Anja olduğunu sonradan öğrendiğimiz kızıl saçlı güzel Ukraynalı güzel nereye gidiyorsunuz diye sormasın mı. Kız belli ki bizimle gelmek istiyor. Fakat Nesli çok yorgunuz, dinlenmeliyiz diyince kızın da yanımızdaki sevgili arkadaşımızın da moralleri bir hayli bozuldu

Sabah kalkıp evde kahvaltımızı yapar yapmaz Lviv sokaklarındaki maceramız başladı. İlk durağımız Arsenal Müzesi oldu. Kişi başı 10 grivna ödeyerek giriş yaptık. Onlarca ülkenin sahibi olduğu silahların ve savaş kıyafetlerinin sergilendiği bir müzeydi. Buradan Lychakiv mezarlığına yürüyerek gideceğimiz için öncesinde Rynok meydanının hemen bir alt sokağındaki Katedral’na meydanındaki Cafe 1’de sabah kahvemizi içip uzun bir yürüyüş sonrası mezarlığa vardık. Toplu taşıma araçları ile de ulaşım mümkün. Fakat biz etrafı görelim istediğimiz için yürümeyi tercih ettik. Mezarlığa varana kadar yol boyunca tabelalar yönlendirdiği için bulmakta da sıkıntı çekmedik.

Londra’daki Highgate mezarlığı ve Paris’teki Père Lachaisein mezarlığına çok benzeyen Lychakiv mezarlığı 40 hektar alan içinde toplam 3000 mezartaşı, anıt ve mabete ev sahipliği yapmasıyla mezarlıktan öte bir açık hava müzesi gibiydi. Mezarlıktaki en eski mezar taşının tarihi 1675 yılına aittir. 18.yy’ın sonunda kurulan mezarlığa meşhur peyzaj mimarı Karol Bauer yollar ve geçitler yaparak mezarlığı adeta bir bahçeye çevirmiştir.

Mezarlık gezimize doyamadan ayrılıp mezarlığa giderken aynı sokakta bulunan 28 kişi kapasiteli Jerusalem isimli Yahudi restaurantında keyifli bir öğlen yemeği yedik. Yediğimiz yemeklerin her biri birbirinden lezizdi. Size tavsiyemiz elmalı ördek ve Ukrayna’nın meşhur Uzvar içeceğidir. 4 kişi için ödediğimiz ücret 475 UAH.

Mezarlıktan şehre geri döndüğümüzde Mytna meydanındaki Pinzel müzesine gidip Ukrayna’nın Michelangelo’sı olarak bilinen heykeltıraş Johann Georg Pinzel’in eserlerini gördük.

Günün yorgunluğunu atmak için tabi kahve içmeden olmaz. Bu seferki rotamız Katedral’na meydanındaki Svit Kavy oldu. Cafe’ye girince burnumuza gelen kahve kokusu bizi kendimize getirmeye yetti arttı bile. Onlarca çeşit kahve ve yine çeşit çeşit pasta, kekler bulacağınız cafe’de tek sıkıntı masa bulmakta.

Yorgunluğu attık atmasına da yine durmak yok nereyi gezsek, ne görsek, ne yiyip ne içsek derdindeyiz. Akşam yemeğinden önce Virmenska sokağının sonunda bulunan Dzyga Sanat Galerisine gittik. Ufacık bir galeri. Galeriyi gezdikten sonra girişteki cafe’nin içinde ya da bahçesinde yeşil çaya merakı olanların mutlaka bal ile servis edilen Carpathian çayını denemelerini öneririz.

Çaylarımızı içip Lviv sokaklarında aheste aheste gezinerek akşam yemeği yiyeceğimiz The First Lviv Grill Restaurant‘a vardık. Bahçesi olan oldukça büyük bir mekan. Burası da yine fazlasıyla kalabalıktı. Ama yemekleri ve mekanın kalitesi bizden tam notu almayı başardı. Yemek sonrası Lviv gece hayatına karışıp yarın erken kalkmak üzere sabah karşı evimize vardık

Yeni günün rotası Old City’nin aksi yönü yani şehrin diğer tarafı olacak. Lviv’in en işlek caddesi olan Svobody’nin an başında tüm heybetiyle yerini alan Opera Binasından başlıyoruz gezimize. Cadde boyunca boy gösteren heykeller caddeye adeta bir hava katmış. Şair ve ressam Taras Shevchenko, çiçekler ile süslü Meryem Ana, Slav şairlerinden olan Adam Mickiewicz ve Etnografya müzesinin kubbesindeki özgürlük anıtını gözünüzden kaçırmayın!

Etnografya Müzesinin sokağından girip pembe renkli, heykel süslemeli bilim adamları evi olduğunu öğrendiğimiz yapıya girdik. İçeride konferans olduğu için içeride çok vakit geçiremedik ama yapının içindeki tahta merdivenleri ve merdivenlerdeki el emeği, giriş salonunun albenisi güzeldi. Yola kaldığımız yerden devam edince sol tarafta bulunan Ivan Franco Üniversitesine vardık. Üniversiteyi gezip yapının tam karşısındaki Ivan Franko anıtının arkasındaki yine Ivan Franco parkına girip parkın sonuna kadar yürüyüp tepeye vardık. Bu bölgede en çok merak ettiğimiz yer olan St. George Katedraline doğru yaklaşık 10-15 dakika daha yürüdük. Ama dakikalarca yürümemize değdi. Dönüşte Lviv Sanat Galerisi ve Potocki Sarayının içini gezerek buraya 5 dakika yürüme mesafesindeki Kryva Lypa sokağına gidip Irish Pub’ta kısa bir mola verdikten sonra Orkun’un günlerdir sayıkladığı geyik eti ve gulash için Bruderšaft isimli Macar Restaurantına gittik. Yemekler, sunum herşey inanılmaz güzeldi. Yemek sonrası Masoch Cafe’de kırbaç yemek için can atan arkadaşımızı bundan mahrum bırakmak olmaz tabi. Rotamız Masoch Cafe. Cafe’nin önünde Kürklü Vezüv isimli romanın yazarı ve mazoşizmin babası olarak bilinen Leopold von Sacher’in önünde klasik turist pozları verip kırmızı ışıklar ile loş bir aydınlatması olan cafe’ye girdik. Cafe gördüğümüz kadarıyla 3 katlıydı. İçerde öyle beklenen heyecan, enerji yok. Ancak garson kızlardan talep edildiği zaman kırbaç yiyebilirsiniz. Ama ciddi anlamda yiyeceğinizi aklınızdan çıkarmayın. Morarma garantili

Bruderšaft

Masoch Cafe bizi çok sarmadığı için gece bar’a gitmeden önce Gas Lamp’a gidip biraz burada vakit geçirdik. Avrupa’daki en fazla gaz lambasına bu müzede bulunuyor. Tüm duvarlar boş raflar gaz lambaları ise süslenmiş ve rengarenk aydınlatılmış. Yine geceler ve sabah erkenden yorgun argın, dinlenmeye fırsat vermediğimiz vücudumuz ile tüm gün koşturmaca başladı.

Lviv Old City bölgesinde gezmediğimiz yerler arasında Ermeni Kilisesi, Dominikan Katedrali, Belediye Binası ile Rynok çevresindeki yapı ve müzeler kalmıştı. Tüm gün buraları gezdikten sonra Lviv gezimiz boyunca günlerdir beklediğimiz an gelmişti. Saat 18:00 başlayacak opera için gün içinde koşar adım gezip eve döndük ve opera için hazırlandık. Paçoz halde operaya gitmek olmaz tabi. Giden olabilir tabi ama yerine göre giyinmenin önemli olduğunu düşünüyoruz. Biletlerimizi gündüz almıştık zaten. Hazırlanıp apar topar evden çıktık şükür ki opera’dan 5 dakika önce yetişebildik.

Ünlü İtalyan besteci Guiseppe Verdi’nin 4 perdelik opera eseri Nabucco’yu (Babil Kralı Nabukadnezar’ın kısaltılmış adı) izlemek için çok heyecanlıyız. Oyunda Babil’den sürgün edilen Yahudiler konu edilmiştir. Beste yapmaya uzunca bir süre ara veren G.Verdi’nin büyük başarı elde ettiği Nabucco’nun ilk prömiyeri Milano şehrindeki La Scala Tiyatrosunda 1849 yılında yapılmıştır. Bize ise izlemek Lviv Opera Binasında nasip oldu. Eser nasıl ki kendini hayranlıkla izletiriyorsa Opera Binası ve ihtişamı da bir o kadar etkileyici ve şıktı.

Güzel ve sanat dolu bir kaç sonra artık Lviv gezimizin kapanışını yapmak için Ivana Pidkovy meydanındaki Fashion Club’ta akşam yemeğimizi yedik ve bolca eğlendik.

Lviv’de gece gidilebilecek en iyi yerlerden biri Fashion Club diğeri ise Rafinad. Fashion Club giriş ücreti ve menü listesi için verdiğimiz linkleri tıklayıp detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz. Akşam yemeğinizi burada yiyip gece eğlenceye yine aynı mekanda devam edebilirsiniz.

Bu makale gezi rehberinden çok bizim Lviv’e vardığımız andan itibaren ne yaptığımız, hangi restaurant, cafe’ye gittiğimiz ve ufak tefek bilgiler içerikli. Detaylı ve işinize yarar bilgileri bundan sonraki makalelerimizde en ince ayrıntısına kadar okuyabilirsiniz.

More from the blog

Türkler İçin En Ucuz Ülke Lviv Ukrayna

Döviz almış başını gidiyorken dolar neredeyse 4 TL'e yaklaşmışken üzülmeyin hala bir kaç ülkeyi gezmek için şansımız var. Türkler için en ucuz ülke Lviv...

Ukrayna’ya Kimlikle Seyahat

Ukrayna ile Türkiye arasında imzalanan anlaşma gereği artık Ukraynaya kimlikle seyahat yapılabiliyor. 14 Mart 2017 tarihinde karşılıklı imzalanan anlaşma gereği artık Ukrayna'ya pasaportsuz kimlik kartıyla seyahat...

Lviv Gezi Rehberi

Slav dilinde sınır ülkesi anlamına gelen Ukrayna'nın en güzel, en tarihi, en şirin şehri olan Lviv'e çok güzel ve bir o kadar eğlenceli gezi gerçekleştirdik. Makalemiz...

Lviv Gezi Maliyeti

Her gezi öncesi bütçe planması mutlaka yapılması gerekenler listesinin en üst sırasındadır. Lviv planımız kesinleşince gezi için maliyet kısmı aşamasına geçiyoruz. Gezi öncesi az çok gezi maliyetimiz kendini belli etse de gezi sırasında bazı ekstra harcamalar...